
Ne kadar çok ilgilenen varmış meğer... Birden bire karanlık köşelerinden çıkıveren ve "hey dursana sen ne yaptığını zannediyorsun" diye bana sağ ellerinin işaret parmaklarını burunları hizzasında sallayarak "ihtar" vermeye başlayan "dost, eş, eski sevgili, eski eş ve akraba". Bunlar geçen ay yoktular. Ben ortalığa "gidiyorum ben" diye çıkıverince herşey değişti.
- "beni istanbula bağlayan bir şey kalmadı hocam ben gidiyorum"
- "delirmiş olmalısın iyi düşündün mü?"
düşünce balonumda cevap seçenekleri "yok düşünmedim seni deniyorum, anket yapıyorum, sismografım ben ne kadar sarsıldığına bakıyorum, sana yazıyorum huyum böyle, yanlız kaldım ilgiye ihtiyacım var ondan yapıyorum, buradaki kızlar bitti güneyde rus bulucam..... "
- "elbette düşündüm , bana iyi bir sebep göster istanbul'da kalmak için.. 'aa bak bu aklıma gelmemişti kaliim bari' diyebileceğim bişey.. var mı .. ha .. hı?"
derin sessizlik anı (4 saniye)
- "oğlum kariyerin ne olacak? sonra eşyaların.. "
bu mu yaa.. İstanbul bu mu?
Bir kent düşünün şimdi.. Bu kente insanlar; (düşünmek için 360 saniye)
her sabah hemen hemen aynı saatte uyansın.. sonra aynı noktalardan taşıtlara, servislere, vapurlara, otobüslere ve bilimum tekerlekli tekerleksiz ulaşım araçlarına binerek ve evden çıkarken gökyüzüne bakmayı unutarak (ki bu çok önemli çünkü bir evren olduğunu hiç bir zaman boş geçmemek lazım .. bu evrende bir hacim kapladığını ve bu hacmin sana verilmiş bir "lütuf" olduğunu unutmamak açısından .. bence yani...) ve gülümsemelerini evde her hangi bir dolapta unutarak, gömleklerini ütüleyip ruhlarını ütülemeden bu "herkes" bir yerlere doğru koşturmaya başlasınlar.
Araba kullananlar kırmızı ışıklara bile ana avrat düz gitsin.. ve arabasında tek başına uykulu ve düşünceli bir edayla radyolardan yayılan sabah haberleri ve kahkaha konserveleri eşliğindeki dj'lerle hafif sırıtarak (bu kahkaha konserveleri işe yarıyor mu bilen var mı?) arabalarını sürerek tampon tampona bordro merkezlerine doğru gitsin... daha sonra yerin altına, eskiden köşk olan ama sonra yakılarak otopark haline getirilmiş bir araziye ya da sokağa ya da bir valeye ya da .. ya da ya da... bir yerlere park etsin..
annelerden, babalardan, eşlerden, çocuklardan, eski arkadaşlarınızdan daha çok zaman geçirilen "iş arkadaşlarıyla" zoraki sosyal ortamlarında, günde 8 saat pek de yaptığı işten mutlu olmadan.. öğlen rehavetinde hafif uyumamaya zorlanarak, belki bir toplantıdan ötekine koşarken ekstre ve araba boçları bilimum kredi ödemeleri ve kira artışlarını nasıl denk getirebileceğini düşünerek vakit geçirsin...
bu mekanda bu insanlar birbirlerine yalancıktan gülümsesin, köşeyi dönünce birbirleri arkasından söylemediğini bırakmasın, kariyer uğruna anasını satmaya hazır olsun, para kazanmanın en önemli getirisinin "sınıf atlama ve cinsel iktidarda sonsuz alternatif" olduğuna inanmış hedefleri bir başkasının altında gördüğü arabadan öteye gidemeyen ya da bir cep telefonun yeni modelini bekleme heyecanını "gerçek adrenalin" sanan insanlarla dolu .. arı gibi "çalışan!" bir kent düşünün...
- "evet düşündün mü?"
- "ne yani istanbulu mu kastettin sen şimdi?"
(iç çekmek için 1 saniye)
- "hayır.. şu parfüm şişesinin üstünde ne yazıyor
bir parfümeri dükkanının vitrininin önünde dururlar üzerinde CK harfleri olan dev bir parfüm şişesi maketinin üzerinde Paris, London, Tokyo, New York yazmaktadır...
- "işte bunları kastediyorum"
(ne gösterdiğimi anlaması için 10 saniye)
- "manyaksın sen"
doğrudur.. herkes kendi çapında biraz manyak olmalıdır bence. bu biraz farklılık yaratabilir .. toplu histeriden iyidir yahu ..
- "perişan olacaksın güneyde"
- "bu seni üzecek mi?"
- "elbette, dostumsun"
- "ah evet, ama bu başka bir hikaye ....."
caddebostan sahilinde güneşin batışı (yaklaşık 10 dakika)